YÖNETMEN : FURYHACK | BU SİTEDE BULUNAN REKLAMLARDAN BY456PRODUCTIONS SORUMLU DEĞİLDİR! By456Productions - Hikayelerimiz
“HER ŞEY ELİNİN ALTINDA“

By456Productions

Hikayelerimiz

                         Madenci       

 Yıl 1803, Tandırköy adı verilen nüfusu az olan bir köyde madencinin biri yaşarıyordu. Tandırköy fakir bir köydü ama madencinin anlattıklarına göre köyün altı maden zenginlikleriyle doluydu. Hatta belki de ! belki de! Elmas bile bulabilirdi! Ama köylüler onun dediklerine fazla kulak asmıyor ve köyden göç ediyorlardı. Köyün nüfusu fakirlikten ve kıtlıktan çok hızlı bir şekilde azalıyordu. Nereden baksan 20-25 köylü kalmıştı. Artık onlarda göç etmeye başlamıştı çünkü onların da yaşamaya hakkı vardı. Bu köyde ölüp gideceklerine bir şehire yerleşip , iş bulup geçineceklerdi. Biz gelelim madenciye. Madenci kıtlığa karşı meydan okuyup bu köyden gitmemeye ısrar eder. Maden kazmak için her gün köyün her yerini didik didik eder ama nereden kazacağını bir türlü bulamaz. Sonunda köylülerden birinin tarlasının kazılmaya müsait olduğunu farkeder. Tek sorun tarlanın üstünde mahsüllerin bulunmasıydı. Köylüden izin istedi ancak köylü ; "Senin saçma sapan fikirlerin yüzünden mahsüllerimi yazık edememem!" Şeklinde yanıt verir. Madenci hem şaşırır hem de morali bozulur. Üzgün ve sinirli karışık duygularla evine geri döner. Aklından bir şey geçer ; "Nasıl olsa bunlarda kıtlıktan dolayı giderler ve tarla sahipsiz kalır , böylece kazabilirim!" der. 1-2 ay boyunca o köyde bekler ama adam hala şehire taşınmamış köyde yaşıyor. Madenci onun gitmemesine şaşkındı. O adam neden gitmiyordu ? Herkes gibi oda kıtlıktan şikayetçiydi ama gitmiyordu! Merak edip adamın yanına gitti ve sordu ; " Sen neden şehire taşınmıyorsun?" dedi . Aynı soruyu köylü madenciye sorar ; " Peki sen neden gitmiyorsun?" Madenci cevap veremez ve donakalır. Konuşamadan 1-2 dakika öylece bekler. Daha sonra utana sıkıla evine döner. Yapacak bir şey yoktu. Maden kazmak için başka bir yer bulmalıydı. Madenci 3 hafta boyunca köyü tekrar aradı bakmadığı yer kalmadı ama maden kazabileceği en uygun ve tek uygun yer o köylünün tarlasıydı. Madencinin elinde 3-5 akçesi vardı. Belki bu paraları köylüye verirse tarlasını kazmam için bana müsaade eder diyordu kendi kendine. Gitti köylüye teklifini sundu. Ancak köylü parayı tarlasını kazabilmesi için az buldu ve reddetti. Madenci artık öfkeli ve kararlıydı. Gece vakti gelinceye kadar bekledi. Gece oldu ve herkes yatağına girdi. Uyanık bir tek köylü kalmamıştı. Zaten Tandırköy'de köylüler saat 21:00 oldu mu hemen uyurlardı. Çünkü sabah erken kalkıp tarlalarıyla , hayvanlarıyla ilgilenirlerdi. Saat 01:00 gibi madenci hazırlandı , kazmasını küreğini kaptı , yiyecek iki parça ekmek aldı ve yola çıktı. Köylünün tarlasına sızdı. Sonra kazacağı yerin üstündeki bir kaç tohumu söktü attı ve kazmaya başladı. Kazdı, kazdı, kazdı... En sonunda kocaman bir maden buldu. Dev bir salon gibi yer altı açıktı. Bir yol buldu yeraltında. Yolu takip edip 3 torba kömür kazdı. Ama onun gözü elmaslardaydı. Elmas bulmadan çıkmayacaktı madenden gerekirse köylüye el kaldıracaktı sabah olunca ama yinede elmas bulmadan çıkmayacaktı. Yeraltındaki yolun sonuna geldiğinde bir parıltı gördü. Bu öyle bir parıltıydı ki... Bir an elmas bulduğunu sandı. Yaklaştı ve haklı çıktı! Gerçekten bu bir elmastı! Elması kazdı , kırmamak için özen gösterdi ve sonunda onu elde etti. Bu elmas onun fakirlikten kurtuluşu olacaktı. Elması kaptı ve yukarı çıkmaya başladı. Ancak zamanın nasıl geçtiğini farketmeyen madenci yer yüzüne çıktığında tarla sahibi öylece başında bekliyordu ve ona öfkeli gözlerle bakıyordu. Madenci ne yapacağını şaşırdı ve ondan özür diledi. Ona elmastan kazanacağı paranın bir miktarını vereceğini söyledi ama köylü hiç bir cevap vermeden madencinin yüzüne aynı gözlerle öfkeli gözlerle bakıyordu. Madenci de köylü de sustu. Madencinin eli ayağı titremeye başladı. Köylü hâla öfkeli gözlerine su serpmemişti. Alev alevdi gözleri. Sonunda köylü hamle yaptı. Madenci'nin elindeki elması aldı ve tekrar nereden kazdıysa oraya geri koydu. Ve madenciye dönerek şunu söyledi ; " Ey madenci! bre madenci! Sen kimsin ki bizim yıllardır yeraltında sakladığımız , bizim değerlimiz olan elmasımızı çalarsın? Biz de biliyorduk burada elmas olduğunu! Çünkü onu oraya biz gömdük! Bunun hikayesi uzundur! Sana anlatamam ve anlatmam da ! Sen laf anlamazsın! Köylülerimiz neden mi şehire taşındı ? Bu elması bile bile şehirlere gittiler! Çünkü bu elmasa dokunulmaz! Kimse bu elmasa el sürmez! Onu 10 yıl önce kaybettiğimiz beyimiz Abdul bize emanet etti! Onu saklamamızı istedi! Sense geldin bu elmasa göz diktin! Köyümden defol madenci! Defol! " Bu ağır sözlere dayanamayan madenci utanarak ve göz yaşları dökerek evine döndü. Evinde tozlardan başka hiç bir şey kalmamıştı. Madenci köyden defolup gitmişti aynı köylünün dediği gibi.

         Zalim Kralın Son Nefesi

O zamanlarda insanlar yaşamak için çabalarlardı. Krallarından bir hayır gelmiyordu. Geçinmek istiyorlardı ama bu çok zordu. Kral ellerinde ne varsa ne yoksa ekin biçseler anında alıyordu. Belli olduğu gibi kral acımasız ve bencil biriydi. Aslında onun kral olmasını halk istemişti ancak oy verdikleri zamanlar kral kendini iyi gibi gösterip size şöyle böyle yararlı şeyler yapacağım zengin edeceğim dolanlarıyla kandırarak oylarını kazanmıştı ve şimdide halka zulmediyordu. Halk ona yalancı kral diye hitab ediyordu ama kralın huzurunda asla böyle konuşamıyorlardı çünkü konuşanların kelleleri gözleri önlerinde kesilmişti. Onlarda tatlı canlarını kaybetmekten korkuyorlardı. Halkın yarısı kaleyi terketti. Kral, halkın kendi kalesini terk etmesine hem bozuluyor hemde kızıyordu. Aklında hain bir plan vardı. Kaleyi terkedenlerin peşlerine adamlarını saldı. Halk fazla uzaklaşamadan yakalandı ve tüm mallarını askerlere vermek zorunda kaldılar. Halkın açlıktan nefesi kokuyordu. Kral onlara acıyıp bir lokma ekmek vermiyordu. Hatta o kadar fazla ekmeği vardı ki çoğu çöpe gidiyordu. Ne olursa olsun zalim kral bu huyundan vazgeçmeyecekti. Halkın artık kaybedecek bir tek canı kalmıştı. Öfkelenmişlerdi. Hepsi bir olup kralın sarayına saldırıp kralın canını almayı onu tahtından indirmeyi düşünüyorlardı. Başka şansları yoktu. Ya bunu yapıp hayatlarını kurtaracaklardı yada açlıktan öleceklerdi. Her iki seçimlerinde de ölüm vardı ama kralın sarayına saldırırlarsa belki ölmekten kurtulurlardı. Gece vakti geldi tüm askerler uyudu sadece nöbetçi askerler kaldı onların da sayısı hayli azdı. Sadece gözcülük yapabiliyorlardı fazla kuvvetli ve silahlı zırhı değillerdi. Kral onlara fazla önem vermiyordu. Kim saldırabilirki zaten kralın sarayına deniyordu. Ama işte bu tedbirsizlik belkide kralın canına mâl olacaktı. Gelelim halka. Halk kraldan saklamak için gömdükleri bir kaç parça eşyalarını çıkarıp giyindiler. Bu teçhizatlar en fazla beş-on kişiye yeterli oldu. Halkın %96 'sı hiçbir eşyaya sahip değillerdi. Sadece yürekleri vardı onlara bu yetiyordu. Artık herkes hazırdı. Bir plan yapmışlardı. Önce halkın arasından en sinsi ve sessizi seçilip kaleyi gözetlemeye gönderilecekti. Daha sonra kalede kaç asker var ve kaç tane nöbetçi olduğunu tespit edecekti ve nereden giriş yapacaklarını. Aralarından Tilki lakaplı Cengiz'i seçtiler. Bu adam kimsenin haberi olmadan kaleye bile sızabilirdi. Ama ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Kısa sürede geri döndü. Kalede dört nöbetçi olduğunu ve arkadan ip ile giriş yapabileceklerini anlattı. Halk dörde bölündü ve nöbetçileri tek tek halletti. Halk çok heyecanlı ve tedirgindi. Ama yinede vazgeçmek onlar için ölümdü ve bunu yapmak zorundaydılar. Nöbetçilerin işi bittikten sonra kale tamamen savunmasız kalmıştı. Tüm herkes uyuyordu kalede. Kral zaten çok erken uyurdu. Ve sabaha kadar hiçbir ses onu uyandırmaya yetmezdi. Kıyamet kopsa zor kalkardı bu adam. Öylesine uykucuydu zalim kral. Halk kaleye giriş yaptı ve sessiz bir şekilde silah deposuna indiler. Ne kadar zırh, kılıç, kalkan, mızrak ne varsa ellerine ne geçerse kaptılar ve giyindiler. Silahları da ellerine aldılar. Herkes hazırız dedi sessizce ve askerlerin kaldığı yerlere gürültü kopararak saldırdılar. Ses yapmaları artık o vakitten sonra bişey değiştirmezdi. Nasıl olsa askerler savunmasız silahsızdı. Hiçbir şey yapamazlardı halkın karşısında. Kral hala uyuyordu. Askerlerin hepsini halk esir aldı. Kral olsa öldürürdü ama halk zalim değil ki. Geçelim krala. Kral uyanacak gibi değildi. Halk "Allah! Allah!" nidalarıyla içeriye daldılar Kral uyandı. Bu ilginçti. Kralın uyanacağını tahmin etmemişlerdi. Ama uyanması iyi oldu. Halkın zaferine şahitlik edecekti. Halk Krala son nefesini vermesini söyledi. Kral ; "Askerleeer!" diye bağırdı ama bir baktı ki askerlerin hepsi rehin alınmış halkın arasında tutsak halinde kalmış. Kral çok korktuğu için hemen pencereye koştu. Tüm insanlar peşinden koştu. Kral tam pencereden atlayacaktı ki, halkın arasından çevik bir adam onu yakalayıverdi. Kral yerinde duramıyordu kaçmak için elinden geleni ardına koymuyordu. İnsanlar öfkeyle ona kılıçla, mızrakla ve hatta baltalarla saldırdılar. Kral bir kaç saniye içerisinde son nefesini vererek öldü. Halk amacına ulaştı kaledeki erzakları paylaştı. Aralarından yeni kral olarak onlara liderlik eden Mahmut Usta'yı seçtiler. O hem akıllı, hem de güçlü bir demirciydi. Kale'yi ve şehri yönetebilecek zekaya sahip olduğunu düşünen halk onu kral ilan etti. Halk onu kral ilan ettiğine pişman olmadı. Mahmut Kral da krallık etmekten üşenmedi ve sıkılmadı. Her zaman halkına yardımcı oldu. Ömür boyu rahatlık içerisinde yaşayan halk önceki kralı öldürdüklerine hiç pişman değillerdi. 

                        Ölmek Kolay

Bir zamanlar, uzak diyarlarda fakir bir obada yaşayan hüzünlü bir genç vardı. Gencin adı Genç'ti. Yani onun ismi yoktu. Obadakiler ona isim verebilmek için lakap taktılar ve ona Genç dediler. Herkes onu Genç diye çağırırdı. Genç'in tek başına yaşadığı harabe denilebilecek bir evi vardı. Evin içinde üç oda vardı ve odaların hepsi 1 metre ancak vardı. Bu kadar dar bir yerde yaşaması hayret edilir bir durumdu. Eşyaları az olduğu için sığıyordu eve. Bir yatağı, bir sobası, bir dolabı ona yetiyordu. Zaten evinde bir kaç yırtık giyisiden başka hiçbir şey bulunmuyordu. Genç hayattan bıkmıştı. Ömrüm ne zaman biter de kurtulurum bu sefil hayattan diyordu kendi kendine. Obanın sakinleri de bilirdi onun bir an önce ölmek istediğini. Ona her zaman öğütler verirlerdi ; "Sendeki can Allah'ın bir emanetidir! Ona kıyılmaz! Vaktı gelince Allah'ın emriyle Azrail alacak emanetini! Kendine kıymayasın sakın! Kendi canına kıyarsan Allah'ın emanetine kıyarsın! Emanete sahip çıkamazsan cehennemde yanarsın oğul! " derlerdi. Genç her zaman duyardı bu sözleri. Duydukça içi daralırdı ve yeter artık diye geçirirdi içinden. İnsanların yüzüne söylemese de yaşlı ve tecrübeli insanlar bunlar. Genç'in içinden geçenleri anlarlardı ama ona seslenmezlerdi. Genç obanın tek bakkalında çıraklık yapıyordu. Mesleğinden de belli olduğu gibi kazancı çok azdı. Onun kazancı ayda yirmi akçeyi geçmezdi. Parası az olduğundan karnı hergün doymazdı. İhtiyarlar bunu bilir ve onu ara sıra misafir ederler karnını doyururlardı. Böyle olmasa zaten Genç açlıktan ölüp gidecekti. Hayattan tamamen solacaktı! İhtiyarlar onun yaşamasını ve hayata tutunmasını istiyorlardı. Genç gün geldi çok aç ve sefil kaldı. Açlıktan nefesi koktuğu için bakkala gelen müşterilerin de bu kokudan rahatsız olup bakkalı terk etmesi sebebiyle, bakkal sahibi Genç'i kovmuştu. Genç ağlayarak evine döndü ve evine varır varmaz uyudu kaldı. Çok halsiz düşmüştü uykusu derindi. Bir gün boyunca yatağından kalkmadı. Gözü açılsa dahi yatağından kalkamadı. O kadar açtı ki hareket edemiyordu. Bir köylü evine gelip onu görmezse kimseye haber edemeyecek orada ölüp gidecekti. Ne yapmalıydı? Ne etmeliydi de? Canını kurtarmalıydı? Genç aslında yaşamayı o kadar istemiyordu. Ölsemde daha iyi benim için diyordu. Bu sefil hayatta artık mesleğim bile yok. Ben nasıl geçinirim? diyordu. Açlıktan ölmek üzreydi. Ama Genç'in komşusu onu bayağıdır evinden çıkmadığını görünce merak edip evine girdi. Bir baktı ki! Genç ölümle pençeleşiyor! Daha doğrusu ölüm ona pençe atıyor çünkü ölüme pençe kaldıracak gücü yoktu! Köylü hemen evinde bulduğu yiyeceği taşıdı Genç'in evine. ona yedirdi, içirdi. Sonra güçlendi Genç. Adama çıkıştı ; "Nereden çıktın sen! Beni görmeseydin, bulmasaydın şimdiye ölecek ve bu sefil hayattan kurtulacaktım! Ne yaptın sen! " dedi. Adam ; " Hayatını kurtardık senin ettiğin muameleye bak! Bumu karşılığı? " dedi. Araları bozuldu. Komşu evine gitti o günden sonra hiç selamlaşmadılar konuşmadılar. Genç açlıktan ölecekti. Yine kıvranıyordu ama artık acı çekmek yeter diyordu kendi kendine. Dolabı açtı ve bıçağı kaptı. Daha sonra kendine ardı ardına üç kez sapladı. Canını orada Azrail'e teslim etti. Onu oba sakinleri merak etti ve evine girdiler. Bir baktılar ki ceset! Ne yapacaklarını şaşırdılar. Ceset iyice kokmuş ve çürüme haline gelmiş ! Kokuya dayanamadıkları için hemen onu sarıp sarmalayıp gömdüler ve bir fatiha okuyup mezarını terk ettiler. Ama gitmeden önce söyledikleri cümleler şöyleydi ; " Ölmek kolay Genç! Ölmek kolay! Ama Allah'ın emanetine sahip çıkmak, bu zorluklara katlanabilmek zor! Cehenneme gitmek kolay Genç! Gitmek Kolay!
 

                     Sahte Dostluk

Günümüzde sahte dostluklar çok fazladır. Kimse kimseyi gerçek bir dost olarak görmez veya gerçek dostluk etmez. Ama tek tük insanların arasından gerçek dostlar çıkar. Ama onların da nesli tükenmektedir. Buna örnek bir hikaye anlatacağız size. Bir gün Mehmet adında bir çocuk vardı. Çocuk fazla sevgi ve saygı göremiyordu. Okula ilk başladığında çok utangaçtı. Ona bu özelliğinden dolayı çok sataşan çıkardı. O sesini çıkaramazdı. Ama arkadaşlarıda vardı. Herkes tarafından sevilir bir çocuktu. Tabii bazı düşmaları da vardı. Çocuğun hiçbir suçu yokken düşmanları olmuştu. Bunlar kendini kabadayı sanan çocuklardı. Herkese çatarlar kendilerini kabadayı sanarlardı. İşte Mehmet'in düşmanları da böyle insanlardı. Mehmet o yıllarda bir arkadaş edinmişti. Arkadaşının adı Akif'ti. Mehmet ile Akif can dostuydu. Birbirilerini hiç satmazlar hep destek olurlardı. Harçlıklarını paylaşır, resim derslerinde beraber resim çizerlerdi. Öğretmenleri bazen resim derslerinde çizgi film izletirdi. Bu durumdan memnun kalırlardı. Artık 3.sınıfa geçmişlerdi. Okula epeyce alışmışlardı. Mehmet'in tek dostu Akif değil başka dostlarıda vardı ama onlarda fazla cana yakınlık yoktu yani Mehmet onların gerçek dost olmayacağını seziyordu. Mehmet'le Akif bir gün konuştular ve evlerinde buluşmaya karar verdiler. İlk önce Akif'in evine gidildi yediler içtiler televizyon seyrettiler memnun kaldılar. Mehmet evine döndü. Bir gün ise tam tersi oldu Akif Mehmet'in evine geldi gitti derken böyle iyice samimiyet kurmuşlardı. Onlar hiçbir zaman küsmediler her zaman fikirlerine saygı duydular örnek bir dostlardı onlar. Kimse onlar kadar samimi dost olamamıştı. Ama günün birinde böyle olmadı. 5.Sınıfa gidiyorlardı. Okula yeni bir çocuk gelmişti adı İsmet'ti. İsmet Ali ile Mehmet'in okuduğu sınıfa yerleşmişti. Önce onlarla dost oldu ama aslında onun planı farklıydı. Aralarını bozmaktı. 5.Sınıfın bitmesine doğru Öğretmenleri bir gezi düzenlemişti. Hayvanat bahçesine gideceklerdi. Geziye Mehmet , Akif ve İsmet'te katılmıştı. Aralarında piknik kurup temiz bir yerde yediler içtiler. Sonra oyun oynamaya başladılar. Oyun oynarken İsmet fırsat kolladı ve Akif ile Mehmet'i birbirine düşürdü. Oyun yüzünden kavga ettiler ve araları açıldı. Aslında birazda Akif suçluydu. Mehmet aralarının bozulmasını istemezken Akif hemen bozmuştu arayı. Daha sonra Akif ve İsmet diğer arkadaşlarıyla da takılmaya başladı. Mehmet bu olaydan sonra Yalnız Adam gibiydi. Kimse ile takılmıyordu her zaman yalnız geziyordu. Ama bir gün bunun intikamını alacaktı. İsmet'ten intikam almak için zaman ve fırsat gerekiyordu ona. Ama ne zaman alacaktı belli değildi. O da bilmiyordu. Ama anladı ki Akif aslında Sahte Dostmuş...

BU HİKAYE HAYAL ÜRÜNÜ DEĞİLDİR, GERÇEKTİR! MEHMET ŞU ANDA 7.SINIFA GİTMEKTEDİR. ASLINDA İSİMLER FARKLIDIR, GERÇEKTE MEHMET DEĞİL İSMİ BAŞKADIR AMA HİKAYEDE İSİMLERİ TAM VERMEK İSTEMEDİK VE BU ŞEKİLDE DEĞİŞTİREREK YAZDIK. MEHMET İNTİKAMINI HALA ALMADI AMA ALMAK ÜZREDİR. ALACAKTIR.

Okuduğunuz için teşekkür ederiz.
Bugün toplam 16 ziyaretçi (95 klik) siteyi ziyaret etti.

Sponsor alanlar veya bağlantılar

Takvim & Saat & Radyo

Hazır Menüler

hakkımda

istatistik

kopirayt

By456Productions 2012 yılında kuruldu , 2013 yılında geliştirildi , 2014 yılında ise başarıya çok yaklaştı...
Sitede toplam 49 yazı bulunmaktadır ayrıca 3 haber ve By456Productions® - 2014 Tüm hakları saklıdır.
Bu sitedeki yazılan , çizilen , tüm bilgilerin çalınması yasaktır

Çizen: FURYHACK
HTML/CSS: FURYHACK - By456productions
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=